|
|
|
|
|
Antik
dönemde adı Nyssa olan Nevşehir'in Osmanlı imparatorluğu
zamanındaki adı Muşkara idi. Osmanlı Padişahı III. Ahmet'in
damadı ve sadrazamı olan İbrahim Paşa (1660-1730) doğup
büyüdüğü yer olan Nevşehir'e ilgi göstermiş, Ürgüp'e bağlı
18 haneli küçük bir köy olan Muşkara'da camiler, çeşmeler,
okullar, imaretler, hanlar ve hamamlar yaptırmış, adını
da 'Nevşehir' olarak değiştirmiştir.
Damat İbrahim Paşa Külliyesi
Damat İbrahim Paşa Külliyesi
içinde yer alan Kurşunlu Camisi 1726'da tamamlanmıştır.
3 kapılı bir avlu içinde caminin 44 m. yüksekliğinde zarif
bir minaresi vardır. Ana mekanı örten kubbesi kurşunla
kaplandığı için bu adla anılır. Caminin iç kısmı çiçek
motifleriyle bezenmiştir. Caminin hemen yanındaki külliyeye
ait medrese, kütüphane ve imarethane ile hamam bulunur.
Şehrin yüksek bir tepesindeki Kale Selçuklular tarafından
kervan yollarının güvenliği için inşa edilmiştir. |
|
|
 |
Nevşehir'e
10 km. uzaklıktaki Göreme, Nevşehir-Ürgüp-Avanos üçgeni
arasındaki etrafı vadilerle çevrili bölgede yeralır. Göreme
kasabasının eski adları 'Korama, Matiana, Maccan ve Avcılar'dır.
Göreme ile ilgili 6. yüzyıla ait bir belgede ilk olarak
'Korama' adına rastlanıldığından dolayı en eski adının
bu olduğu düşünülmektedir. Bu belgede Aziz Hieron'un 3.yüzyıl
sonlarında Korama'da doğduğu, Malatya'da 30 arkadaşı ile
birlikte şehit olduğu ve elinin kesilerek annesine; Korama'ya
getirildiğinden bahsedilmektedir. Koramalı şehit Aziz
Hieron'un, Göreme Açık Hava Müzesi içinde yeralan Tokalı
Kilise'de oldukça büyük boyutta resmedilmiş bir tasviri
bulunmaktadır.
Göreme ve çevresinin Roma
Dönemi'nde Venessalılarca (Avanos) mezarlık olarak kullanıldığı
düşünülmektedir. Gerek Göreme'nin merkezindeki anıt gibi
büyük peribacasının içine oyulmuş iki sütunlu Roma mezarı,
gerekse civarında yeralan çok sayıdaki mezarlar bu görüşü
desteklemektedir. |
|
|
 |
Bölgenin
en eski yerlesim yerlerinden biri olan Çavusin, Göreme-Avanos
yolu üzerinde, Göreme'ye 2 km uzakliktadir. Çavusin'deki
Vaftizci Yahya adina yapilan kilise bölgeye hakim bir
yerdedir. Muhtemelen V. yüzyilda yapilmis -boyanmis- oldugundan
bölgenin en eski kilisesidir. Kapadokya'da pek görülmeyen
genis avlusu son yillarda kayalarin kopmasi sonucu yikilmistir.
Eski
Çavusin vadisindeki harabeler, hiristiyan dervislerinin
ve topluluklarinin yasadigi yerlerdi. Çavusin'in hemen
yanindaki Güllüdere'de bes kilise bulunmaktadir. Vadinin
yakinindaki Haçli Kilise ayni zamanda müslüman Araplarin
akinlarina karsi savunma amaçli olarak da kullanilmistir.
ÇAVUSIN (NICEPHORUS PHOCAS)
KILISESI
Göreme-Avanos yolu kenarinda,
Göreme'ye 2.5 km uzakliktadir. Oldukça yüksek tek nefli,
besik tonozlu, üç apsisli olan kilisenin narteksi yikilmistir.
964/965 yillarina tarihlenmektedir.
Sahneleri: Tonozda müjde,
ziyaret, bakireligin ispati, Misir'a kaçis, Yusuf'un ikinci
rüyasi, Havarilerin Tanri yolunda görevlendirilmesi, üç
müneccimin tapinmasi, masum çocuklarin katliami, Elizabeth'in
takip edilisi, Zekeriya'nin öldürülmesi; bati duvarinda
Yusuf ve Meryem deney sonrasi, Beytüllahim'e yolculuk,
dogum, son yemek, ihanet, Isa'nin cehenneme inisi, vaftiz;
kuzey duvarinda Isa Platus önünde, Isa Golgota yoluna,
Isa çarmihta, Isa'nin ölümü; güney duvarinda Kudüs'e giris,
Lazarus'un diriltilmesi, kör adamin iyilestirilmesi, Isa'nin
çarmihtan indirilmesi, kadinlar bos mezar basinda; apsis
duvarinda baskalasim resmedilmistir. |
|
|
 |
...Kör
de bilir Avanos'un yolunu; Testi, bardak kırığından bellidir...
Abdullah
Kılıç
Şair,
Avanos'u bu iki dizenin içine sığdırmış. Ancak birkaç
sözcükten oluşan tarifi anlamak için arif olmaya gerek
yok. Avanos'un özelliğini dünyaya en iyi tanıtan dizeler
bunlar... Evet, gerçekten de eskilerin dediği gibi Orta
Anadolu'nun orta yerinde, bir zamanlar Aksaray-Gülşehir-
Kayseri kervan yolu üzerinde yer alan Avanos'u bulmak,
bilmek o kadar zor değilmiş... Yüzyıllar ötesinden günümüze
dek gelen çömlekçiliği ile ünlü bu tarihi beldenin taşlı
topraklı yollarına dağılmış kırık testi, çömlek parçalarından
nereye geldiğini herkes hemen anlarmış...
Antik Halys'in yani binlerce
yıldan beri gürül gürül akmaya devam eden Kızılırmak'ın
ikiye böldüğü Avanos ilçesi, Ürgüp, Göreme gibi Kapadokya
bölgesinin üç önemli turistik odak noktasından birini
oluşturuyor... Nevşehir'in 18 kilometre kuzeydoğusunda
yer alan Avanos yakınlarındaki ünlü Çeç tümülüsü 32 metrelik
yüksekliği ile Gordion, Nemrut, Karakuş gibi Anadolu'nun
en büyük kral mezarlarından biri. "Nerede su varsa,
orada yaşam ve medeniyet vardır" felsefesinden yola
çıkarak, Avanos'un geçmiş tarihine baktığımızda, ilk yerleşim
izlerinin Hititlere kadar uzandığına ve yöreye özgü çanak
çömlekçiliğin de ilk defa Hititler tarafından başlatıldığına
tanık oluyoruz.
İnsanlık tarihinin başlangıcından
bu yana dev bir yılan gibi kavis çizerek Orta ve Kuzey
Anadolu bölgelerinin önemli bir kesimini bıkmadan usanmadan
sulayıp Karadeniz'e dökülen, yüzyıllar önce Büyük İskender'in
doğu seferinde Makedon ordularına yol gösteren Türkiye'nin
en uzun nehri Kızılırmak, Avanos yakınlarında suladığı
tüflü, killi topraklar nedeniyle adına yakışır bir kızıllığa
bürünüyor. Gene binlerce yıldan bu yana yatağı etrafında
bırakmış olduğu kızıla kaçan killi, zengin çamurla testiden
güvece; küpten çanağa kadar geniş bir yelpaze içine yayılan,
yöreye özgü seramik, çanak çömlek işçiliğinin yapılmasına
olanak sağlıyor. Dededen kalma tezgâhlarının başında,
yıllardan beri durup dinlenmeden yoğurdukları çamura şekil
vermeye devam eden ve her biri değme birer seramik sanatçısı
olan Avanoslu çömlekçilerin maharetli parmaklarıyla yarattığı
ürünler, yurtiçinde olduğu kadar yurtdışında da büyük
rağbet görüyor.
Tarihi MÖ 2000'li yıllara
kadar uzanan Avanos'un, Hititler döneminde Zu-Winasa,
kimi tarihçilere göre de Nenassa olduğu varsayılan adları,
yüzyıllar sonra Yunan ve Roma dönemlerinde Venessa adını
alıyor. Bizans döneminde de Vanote'ye dönüşüyor. Daha
sonraki yüzyıllarda ise Selçuklu Türkleriyle birlikte
Selçuk ordusu kumandanlarından Evranos Bey'in adını aldığı
öne sürülmekte. Evranos adı Osmanlı döneminde de Avanos
olup çıkıyor.Tarihçi Strabo'nun MÖ 58-MS 25 yılları arasında
kaleme aldığı "Coğrafya" adlı eserinde de naklettiği
gibi Venessa, Kayseri (antik Mazaca) ve Kemerhisar (antik
Tyana ya da Eusebia) yerleşim bölgelerinden sonra, gerek
politik gerekse dini açıdan Kapadokya Krallığı sınırları
içindeki üçüncü önemli merkezdi. Eserde ayrıca, buraya
yerleşmiş olan tanrı Zeus ve Uranos kültünün varlığından
da söz ediliyor.
Ancak, Kapadokya'daki hemen
bütün yerleşim bölgelerinde olduğu gibi Avanos ve çevresi
de Roma zulmünden kaçıp, bölgeye yerleşen Hıristiyanlarla
önem kazanıyor. Kapadokya bölgesinin en eski kiliselerinden
olan Yamanlı Kilise, birkaç yıl önce AvanosBelediyesi'nin
aldığı bir kararla, Vatikan'dan gelen temsilcilerin de
bulunduğu bir törenle ibadete açılarak bölgeye gelen dini
grupların hizmetine sunuldu.Avanos'un kazanmış olduğu
önemli tarihi yapılardan biri de Saruhan Kervansarayı.
Yapı 13. yüzyılda Selçuklular tarafından yörenin sarı
tüf taşlarıyla inşa edilmiş. Ayrıca, bugün ilçe merkezinde
yer alan ve yüzyıllardan beri ibadete açık tutulan Alaaddin
Camii de Avanos'taki ikinci Selçuklu eseri olarak karşımıza
çıkıyor. Nevşehir yönünden gelip, Kızılırmak üzerinde
ilçeyi ikiye ayıran köprüye girildiği zaman, tam karşıda
sarı tüf kayalar arkasında yükselen görkemli bir konak
hemen göze çarpıyor. İlk sahibinin adıyla anılan Doktor
Hacı Nuri Bey konağı, Avanos'un Orta Mahallesi'ndeki günümüze
kalmış eski Avanos evlerinin en güzel örneklerinden biri.Yüzyılımızın
başlarında yapılan konağın önünden geçip ilçe merkezine
girildiğinde, hemen her bir tarafta göze çarpan çömlekçi
atölyeleri ve halı mağazaları, Avanos'un geçmişinden günümüze
uzanan renkli görüntüleri sergiliyor. Tüm Kapadokya bölgesinde
olduğu gibi, ilçe çevresindeki bağ ve bahçelerde de çok
kaliteli üzümler yetiştiriliyor. Avanos'ta ırmak kıyısında
yer alan restoranlardan birine oturup Kapadokya üzümlerinden
yapılan enfes bir yöre şarabı eşliğinde, Kızılırmak'ın
ünlü yayın balığını yemek, şüphesiz Kapadokya seyahatinin
en keyifli ve lezzetli anılarından birini oluşturacak. |
|
|
 |
|
Avanos'a
5 km, Paşabağlarına 1 km. uzaklıktaki Zelve, Aktepe'nin
dik kuzey yamaçlarında kurulmuştur. Zelve Ören Yeri,
üç vadiden oluşmaktadır.
Uçhisar,
Göreme, Çavuşin'de olduğu gibi kaya oyma mekanlardaki
trogloditik yaşamın ne zaman başladığı bilinmeyen Zelve,
özellikle 9. ve 13. yüzyılda Hıristiyanların önemli
yerleşim ve dini merkezlerinden biri olmuş; Yamaçların
dibinde yeralan 'Direkli Kilise' Zelve'deki manastır
hayatının ilk yıllarına aittir. Kilise süslemelerinde
tercih edilen kabartma haçlar daha çok ikonoklastik
düşünce ile yakından ilgilidir. ikonoklastik Dönem öncesine
tarihlenen Balıklı, Üzümlü ve Geyikli Kiliseler vadinin
en önemli kiliselerindendir.
1952 yılına kadar iskan
edilmiş vadide manastır ve kiliselerden başka yerleşim
yerleri, iki vadiye açılan tünel, değirmen, Kapadokya
tipik minarelerinden en güzeline sahip bir cami ve güvercinlikler
bulunmaktadır.
Balıklı ve Üzümlü Kiliseler
Zelve'nin üçüncü vadisinde,
bir manastıra ait doğal bir avlunun doğusundadır Giriş
kısmı yıkılmış olan Üzümlü ve Balıklı Kilise'nin giriş
kapısının üstünde tahtta oturan ve kucağında çocuk İsa
bulunan Meryem tasviri yer alır. Kısmen yıkık tonozda
daire içinde malta haçı taşıyan Melek Michael ve Gabriel
tasviri bulunur.
Girişin hemen sağında
hücre şeklindeki 'Güney şapeli tek nefli, apsisli ve
beşik tonozlu olup kenarlarda oturmaya yarayan platform
bulunur. Apsisinde kırmızı çerçeve içinde ayakta duran,
bir elinde kitap, diğer eliyle takdis eden İsa; apsis
cephesi ise içi noktalı basit üçgen ve daire dizileriyle,
tonozu ise çizilerek yapılmış Malta Haçı ve içiçe dairelerle
süslenmiştir. şapel büyük olasılıkla 1 0.yüzyılda yapılmıştır.
|
|
|
 |
Göreme-Avanos
yolunun sağında, yoldan 1 km. içeridedir. Eskiden 'Keşişler
Vadisi' bugün 'Paşabağı' olarak adlandırılan bu alan,
kendine özgü peribacalarıyla doludur. Çok gövdeli ve çok
başlı olan bazı peribacalarının içlerine şapel ve oturma
mekanları oyulmuştur.
Üç başlı peribacalarının
birinde Aziz Simeon adına yapılmış bir şapel ve inziva
hücresi bulunmaktadır. Dar bir baca biçiminde oyulan bir
merdiven vasıtasıyla ulaşılabılen hücrenin girişini antitetik
haçlar süslemektedir. İçinde ocak, oturma ve 'yatma mekanları
ile ışık girmesini sağlayan pencere aralıkları mevcuttur
5.yüzyılda Halep yakınlarında münzevi bir hayat sürdüren
Aziz Simeon, mucizeler yarattığı söylentileri çıkınca,
halkın aşırı ilgisinden kaçarak önce iki metre yüksekliğinde
bir sütun üzerinde daha sonra 15 m. yüksekliğinde bir
sütun üzerinde yaşamaya başlar. Aziz Simeon, aşağıya sadece
müritlerinin getirdiği az miktarda yiyecek ve içeceği
almak için iner.
Kapadokyalı keşişler ise
bir sütun yerine hazır buldukları peribacalarını oyarak
dünyevi hayattan uzaklaşırlar Peribacasını aşağıdan yukarı
doğru oyarak 10-15 m. yükseklikte kaya odalarda yaşar,
kaya yataklarda yatarlar. |
|
|
 |
Nevşehir'in
yaklaşık 100 km. kuzeyinde yer alan Kozaklı'nın eski adı
Hamamorta'dır. Sağlık turizmi açısından önemli bir yere
sahip Kozaklı kaplıcaları,Batı Alman Kaplıcalar Birliği
sınıflamasına göre sodyumlu, kalsiyumlu, klorürlü olup
A ve C grubu şifalı sular grubuna girmektedir.
Kozaklı kaplıcalarından
iltihabı olmayan romatizmal hastalıkların, kireçlenmelerin,
cilt hastalıklarının, kemik, eklem ve kas hastalıklarının,
kronik iltihaplı kadın hastalıklarının, damar sertliklerinin,
mantar hastalıklarının tedavisinde başarılı sonuçlar alındığı
gözlenmiştir. |
|
|
 |
Nevşehir'in
20 km. doğusunda olan Ürgüp, Kapadokya Bölgesinin en önemli
merkezlerindendir. Göreme'de olduğu gibi tarihsel süreç
içerisinde çok sayıda isme sahip olmuştur. Bizans Döneminde
Osiana (Assiana), Hagios Prokopios - Selçuklular Dönemi'nde
Başhisar; Osmanlılar zamanında Burgut Kalesi; Cumhuriyetin
ilk yıllarından itibaren de Ürgüp adıyla anılmıştır.
Ürgüp ve civarındaki ilk
yerleşim, antik adı Tomissos olan Damsa Çayı'nın doğusundaki
Avla Dağı etekleridir. Daha geç dönemlere ait en önemli
kalıntılar ise Ürgüp kasaba ve köylerinde bulunan Roma
Dönemi'ne ait kaya mezarlardır.
Bizans Döneminde de önemli
bir dini merkez olan Ürgüp, köy, kasaba ve vadilerindeki
kaya kiliselerin ve manastırların piskoposluk merkeziydi.
11. yüzyılda Ürgüp, Selçukluların
önemli kentleri Konya'ya ve Niğde'ye giden yolların üzerinde
önemli bir kale konumundaydı. Bu döneme ait iki yapı kentin
merkezindeki Altıkapılı ve Temenni Tepesi Türbeleri'dir.
Bir anne ve iki kızına ait olan ve 13. yüzyılda yaptırılan
'Altı Kapılı Türbe', altı cepheli, her cephesinde kemerli
pencereli ve üstü açıktır. Ürgüp'ün Temenni Tepesi'nde
bulunan iki türbeden birinin, 1268 yılında Vecihi Paşa
tarafından yaptırılan ve halk arasında 'Kılıçarslan Türbesi'
olarak da anılan Selçuklu Sultanı IV. Rüknettin Kılıçarslan'a,
diğerinin ise III. Alaaddin Keykubat'a ait olabileceği
düşünülmektedir. Ancak araştırmacılara göre bu olasılıklar
oldukça zayıftır.
1515 yılında Osmanlı topraklarına
katılan Ürgüp, 18. yüzyılda Osmanlı Sadrazamı Damat İbrahim
Paşa'nın kadılık makamını doğduğu kent olan Nevşehir'e
(Muşkara) taşıması nedeniyle ilk kez ikinci planda kalır.
Şemsettin Sami 1888-1900 yıllarında yazdığı Kamus-ül Alam
adlı tarih ve coğrafya ile ilgili eserinde Ürgüp'te 70
cami, 5 kilise ve 11 kütüphane olduğunu belirtir.
Aziz Théodore (Tağar) Kilisesi
Ürgüp-Kayseri yolunda 8.km.
sonra sağa dönülüp 8 km. daha gidildiğinde Ürgüp ilçesinin
Yeşilöz köyüne ulaşılır. Buradaki kilise 'T' planlı, merkezi
kubbelidir. (Kubbe çöktüğünden camla kapatılmıştır.) Üst
katta bulunan galeriye bir merdiven vasıtasıyla çıkılmaktadır.
Bu nedenle Kapadokya kiliseleri içinde tek örnektir. Genelde
resimleri iyi korunmuş olan kiliseyi üç sanatçı kendi
stillerine göre farklı zamanlarda süslemişlerdir. Aziz
Theodore adına yapılmış olan Tağar Kilisesi, 11-13. yüzyıllara
tarihlenmektedir.
Sahneler: Deesis, Müjde,
Doğum, Peygamberlerin görünümü, Havarileri görünümü, İsa
çarmıhta, Melekler Gabriel ve Michael, madalyonlar içinde
aziz tasvirleri.
Pancarlık Kilisesi
Ortahisar kasabasının güneyinde,
Ürgüp-Mustafapaşa yolunun sağındaki Pancarlık vadisindedir.
Düz tavanlı tek nefli ve tek apsislidir. Kilisedeki duvar
resimleri daha çok yeşil zeminlidir ve oldukça iyi korunmuştur.
İlk bakışta kiliseyi iki farklı sanatçının farklı zamanlarda
boyadığı düşünülse de sahneler ve tüm yazılar ayrı ayrı
incelendiğinde aynı sanatçı tarafından süslendiği anlaşılmaktadır.
Zengin İncil konularını içeren kilisede sahneler frizler
halinde birbirini takip etmekte,frizin her iki yanını
madalyonlar içinde aziz tasvirleri sınırlamaktadır. Pancarlı
Kilisesi 11. yüzyılın ilkyarısına tarihlenmektedir. |
|
|
 |
Nevşehir-Ürgüp
karayolu üzerinde, Ürgüp'e 6 km. uzaklıktadır. Ortahisar
Kalesi hem stratejik hem de yerleşim amacıyla kullanılmıştır.
Kalenin eteklerinde Kapadokya'nın karakteristik sivil
mimari örnekleri bulunmaktadır. Ayrıca hemen hemen tüm
vadilerin yamaçlarına oyulan kaya depolarında yörede yetişen
patates ve elma, Akdeniz Bölgesi'nden getirilen portakal
ve limon saklanmaktadır.
Ortahisar vadilerinde son
derece ilginç manastır ve kiliseler bulunmaktadır. Bunlar
Sarıca Kilise, Cambazlı Kilise, Tavşanlı Kilise, Balkan
Deresi Kiliseleri, Hallaç Dere Manastırı'dır.
Üzümlü Kilise
Ortahisar kasabasının batısındaki
Kızılçukur vadisinin hemen başında yoldan yaklaşık 1 km.
uzaklıktadır. Üzümlü Kilise'nin bulunduğu peribacası,
keşişlerin yaşadığı bir manastır kompleksi gibi oyulmuştur.
Peribacasının alt kısmında kilise, üst kısımda ise -duvarları
kısmen yıkıldığından dışarıdan rahatça görülebilen-tavanında
kabartma haç bulunan bir mekan yeralır.
Kilise, tek apsisli, tek
nefli ve kare planlıdır. Nefin arka kısmında mezar nişi
bulunmaktadır. Kilise'nin ithaf yazısında Stylite Nichitas'a
ait bir yazıt bulunduğundan dolayı bu kilise "Aziz
Nichitas Kilisesi" olarak da anılmaktadır. Düz tavanlı
nef oldukça zengin bir bezeme ile dekore edilmiştir. Portakal
renkli zemin üzerine daire ve dörtgenlerden oluşan haç
motifi, etrafında üzüm salkımları ve geometrik motifler
resmedilmiştir. Bordür ise içinde malta haçı bulunan madalyonlarla
süslüdür. Kesin olmamakla birlikte 8. ya da 9. yüzyıla
ait olabileceği düşünülmektedir.
Sahneleri: Apsiste tahtta
oturan Meryem ve kucağında çocuk İsa, yanlarda ise Melekler
Gabriel ve Michael, nefin kuzey ve güneyinde sütunlar
arasında 12 havari ve doktor azizler |
|
|
 |
Uçhisar
Kalesi'nin zirvesi aynı zamanda bölgenin panoramik seyir
noktasıdır. Kale içerisinde bulunan çok sayıdaki odalar
birbirine merdivenler, tüneller ve koridorlarla bağlanmıştır.
Odaların girişlerinde ise -tıpkı yeraltı yerleşimlerinde
olduğu gibi giriş ve çıkış kontrol altına almaya yarayan
sürgü taşları bulunmaktadır. Çok katlı bir özelliğe sahip
olan Kale'nin bazı mekanları bugün yer yer göçtüğünden
dolayı tüm mekanlara ulaşmak ne yazık ki mümkün olamamaktadır.
Uçhisar'ın doğu, batı ve kuzeyinde yer alan bazı peribacaları
Roma Dönemi'nde mezarlık amacıyla oyulmuştur. Girişleri
genellikle batı yönüne bakan mezarların iç kısımlarında
ölülerin yatırıldığı klineler bulunmaktadır. Gerek Kale'nin
eteklerinde gerekse Kale'de çok az sayıda kaya oyma kiliseler
tespit edilebilmiştir. Bunun nedeni belki de çok sayıda
kilise ve manastıra sahip olan Göreme'nin Uçhisar'a yakın
olmasındandır, Kale'nin zirvesindeki Bizans Dönemi'ne
ait basit kaya mezarlar ise oldukça tahrip olduklarından
ve soyulduklarından pek özellik arzetmezler.
Uçhisar Kalesi'nde Ortahisar
ve Ürgüp'teki (Başhisar) gibi kalesi olan yerleşimlerle
savunma amacıyla çevreye uzanan uzun tünellerden bahsedilmektedir.
Fakat bu tüneller yer yer göçtüklerinden dolayı bugün
esrarını hala korumaktadır.
Kale ve çevresindeki peribacalarına
ve yamaçlara mezarların dışında çok sayıda güvercinlikler
de inşa edilmişti. Güvercin gübresinin tarımda verimi
arttırdığını bilen Uçhisarlılar peribacalarının içlerine
ya da vadi yamaçlarına güvercinlikler oyarak veya inşa
ederek tarımda verimlilik sorununu çözmeye çalışmışlardır. |
|
|
 |
Nevşehir'e
sadece 46 kilometre uzaklıkta bulunan Hacıbektaş, ilk
bakışta Orta Anadolu'nun herhangi bir kasabasından farksız
görünebilir ziyaretçilerine. Hele Ankara'dan yola koyulmuşsanız,
Kapadokya'yı, Ihlara Vadisi'ni, yeraltı şehirlerini bir
an önce görebilmenin heyecanıyla, farkında bile olmadan
geçip gidebilirsiniz. Oysa Avanos yoluna devam etmeden,
hiç olmazsa bir iki saat kalıp küçük kasabanın orta yerindeki
dergâh müzesini şöyle bir dolaştığınızda, İslam uygarlığı
tarihinde varolmuş heterodoks inanç akımlarından biri
olan Aleviliğin, en önemli merkezini görme şansını yakalayabilirsiniz.
Üstelik onu bugünlerde ziyaret ederseniz, Uluslararası
Anma Törenleri'ni izleyip yaşayan geleneğe dair bir fikir
de edinebilirsiniz.
Anadolu
Alevilerinin kutsal bildiği kasaba, her yıl 16-17-18 Ağustos
tarihlerinde on binlerce insan tarafından ziyaret edilmektedir.
Sadece Anadolu insanı mı? Bulgaristan'dan Arnavutluk'a
kadar uzanan geniş Balkan coğrafyasında yaşayan ve Hacı
Bektaş Veli'ye saygıyla bağlı toplulukların da gözbebeğidir
ilçe. Bu ilgi, Hacı Bektaş Veli'nin barış ve hoşgörüyü
vurgulayan evrensel öğretisinin, günümüzdeki yaygınlığını
göstermektedir. Üç gün süren törenler boyunca Bulgaristan'ın
Deliorman köylülerini ya da Arnavutluk'tan gelen konukları,
Isparta'dan, Tokat'tan, Tunceli'den, Mersin'den, Antalya'dan
ya da Erzincan'dan gelen insanlarla yanyana görebilirsiniz.
Farklı yörelerden semah ekipleri, rengarenk kıyafetler
içerisinde her biri ayrı bir kültürel zenginliğe işaret
eden kutsal danslarını sergilerken, halk ozanlığı geleneğinin
son temsilcileri sahneyi, modern tiyatro toplulukları
ve müzik gruplarıyla paylaşır; küçük ilçe üç gün boyunca
kitap ve hediyelik eşya standlarıyla tam bir festival
havasına bürünür. Hacı Bektaş Veli'nin yaşam öyküsü ile
ilgili söyleyebileceklerimiz, ölümünden birkaç asır sonra
bir derviş tarafından kaleme alınan Velayetname'den aktarabileceğimiz
gerçeküstü söylencelerle sınırlı. Hz. Ali'nin soyundan
geldiğine inanılan Hacı Bektaş Veli'nin doğum tarihi konusunda
farklı yaklaşımlar öne sürülmektedir. Kimi kaynaklar 1209,
kimileri ise 1247'de doğduğunu belirtmektedir. Velayetname'de,
Ahmed Yesevi'nin halifelerinden Lokman Perende'nin öğrencisi
olduğu, daha sonra Anadolu'ya geldiği anlatılır. Sulucakarahöyük'e
yerleşen Hacı Bektaş Veli, insanların yüreğine hitab eden,
kavgayı değil dostluğu, alçakgönüllülüğü öğütleyen Alevi-Bektaşi
öğretisini yaymaya başlar.
Hacı Bektaş-ı Veli Müzesi
İçinde Hacı Bektaş-ı Veli
ve Balım Sultan Türbeleri'nin bulunduğu külliyede; cami,
çamaşırhane, hamam, aş evi, konuk evi ve çeşmeler yer
alır.
Müze olarak ziyarete açılan
külliye birbiri ardına sıralanan üç avludan ibarettir.
Avlu (Nadar Avlusu): Büyük,
kemerli bir kapı ile avluya girilir. Hemen sağda 1902
yılında inşa edilmiş 'Üçler Çeşmesi" yer alir. Aynı
avlu içinde çamaşırhane ve hamam da bulunmaktadır.
Avlu (Dergah Avlusu): Buraya 'Üçler Kapısı 'olarak adlandırılan
bir kapı vasıtasıyla girilir. Kapının hemen sağındaki
Çeşme 1554 tarihinde yaptırılmıştır, 1875 yılında Kavalalı
Mehmet Ali Paşa'nın kızı tarafından Mısır'dan gönderilen
arslan heykelinin yerleştirilmesinden sonra 'Aslanlı Çeşme'
adını almıştır. Bu avluda Osmanlı Sultanı II. Mahmut zamanında
yaptırılan bir Cami, dergaha gelen misafir ve yolcuların
karşılandığı Konuk Evi ve Aş Evi yeralır. Meydan Evi'nin
bitişiğindeki Kiler Evi'nin alt katında dergahın kıymetli
eşyaları ve yiyecekleri depo edilmiştir.
Avlu (Hazret Avlusu): Altılar kapısından girilir. Girişte
hasbahçe, sağ tarafta derviş ve baba mezarları bulunur.
Karşı tarafta Selçuklu mimarisi özelliklerini arzeden
ve Orhan Gazi zamanında yaptırılan Hacı Bektaş Veli Türbesi
yer almaktadır. Türbeye Selçuklu motiflerinden oluşan
mermer bir kapıdan girilmektedir. Hacı Bektaş'ın inzivaya
çekildiği Çilehane ve Kırklar Meydanı bu bölümdedir.
Hacı Bektaş'ın yeşil sandukalı
türbesi, çeşitli şamdanlarla donatılmış, kalem işi süslemeler
ve yazı motifleriyle süslenmiştir.
Kırklar Meydanı'nın doğusunda
Horasan Erleri'nin mezarları, batı tarafta çelebilere
ait olduğu söylenen mezarlar ile Güvenç Abdal'ın Türbesi
bulunmaktadır. Hazret Avlusu'nun sağında l5l9 yılında
yaptırılan Hacı Bektaş'tan sonra gelen Balım Sultan Türbesi
yer alır. |
|
|
 |
Ürgüp'ün
6 km. güneyinde yer alan Mustafapaşa, 20. yüzyılın başlarına
kadar Ortodoks Rumların yaşadığı bir kasabadır. 19. yüzyıl
sonları ve 20. yüzyıl başlarına tarihlenen eski Rum evleri
oldukça zengin taş işçiliği gösterirler.
Mustafapaşa'nın batısında
yer alan Gömede Vadisi jeomorfologik açıdan Ihlara Vadisi'nin
küçük bir benzeridir. Ihlara Vadisi'nde olduğu gibi kaya
oyma kiliselere, barınaklara ve vadinin içinden geçen
bir dereye sahiptir. Mustafapaşa'daki önemli kilise ve
manastırlar; Aios Vasilios Kilisesi, Konstantinos-Helena
Kilisesi, Manastır Vadisi Kiliseleri ve Gömede Vadisi'nde
Alakara Kilise ve Aziz Basil şapeli'dir.
Ayrıca
Osmanlı Dönemi'nde inşa edilmiş güzel taş ve ağaç işçiliği
gösteren bir de kervansaray bulunmaktadır.
Aziz Basil Şapeli
Mustafapaşa kasabasının
yaklaşık 2km. batısında, Gömede vadisinin batı yakasındadır.
İki apsisli, dikdörtgen planlı ve düz tavanlı 2 nefli
şapel,iki sütunla desteklidir. Batı nefinin duvarlarında
üzeri kırmızı aşı boyası ile süslü yarı kabartma sütunlar
ve aralarında nişler yeralır. Doğudaki nef ise oldukça
zengin geometrik ve bitkisel motiflerle dekore edilmiştir.
Gömede Vadisi'ne bakan, kısmen yıkılmış kapı sı olan bu
nefin yanında kilise banisine ait olabilecek bir mezar
bulunmaktadır.
Doğu nefin apsisi her birinde
bir patriğin adı yazılı, etrafı palmetlerle çevreli üç
malta haçı ile süslüdür. Tasvirlerin yerine isimleri yazılı
bu üç malta haçlarından ortadaki İbrahim Peygamberi, diğerleri
İsaac ve Yakup'u temsil etmektedir. Araştırmacılar bu
malta haçlarının cenneti ya da Golgota'daki 3 haçı sembolize
ettiğini belirtmektedirler. Tavandaki büyük boyutta, etrafı
geometrik ve bitkisel motiflerle boyalı haç, kornişte
yer alan yazıta göre Aziz Konstantinos'u simgelemektedir.
İkonoklastik düşünce ile
ilgili bu motiflerin yanı sıra apsisin ön cephesine iki
önemli aziz, Aziz Basil ve Nazianus'lu Aziz Gregorios
resmedilmiştir. Aziz Basil şapeli, bazı araştırmacılara
göre İkonoklastik Dönem'e (726-843) ya da daha geç döneme
tarihlenmektedir. |
|
|
 |
Aksaraya
40km. uzaklıktadır. Vadiye, Aksaray-Nevşehir karayolunun,
11.km.'sinden sapılarak gidilir. Hasandağı'ndan çıkan
bazalt ve andezit yoğunluklu lavların soğumasıyla ortaya
çıkan çatlaklar ve çökmeler kanyonu oluşturmuştur. Bu
çatlaklardan yol bulan kanyonun bugünkü halini almasını
sağlayan Melendiz çayına ilk çağlarda Kapadokya ırmağı
anlamına gelen "Potamus Kapadukus" denilmekteydi.
14 km. uzunluğundaki vadi Ihlara'dan başlar, Selime'de
son bulur. Vadinin yüksekliği yer yer 100-150 m.'dir.
Vadi boyunca kayalara oyulmuş sayısız barınaklar, mezarlar
ve kiliseler bulunmaktadır. Bazı barınaklar ve kiliseler
yeraltı şehirlerinde olduğu gibi birbirine tünellerle
bağlantılıdır.Ihlara vadisi jeomorfolojik özelliklerinden
dolayı keşiş ve rahipler için uygun bir inziva ve ibadet
yeri, savaş ve istila gibi olağanüstü zamanlarda ise gizlenme
ve korunma yeri olmuştur. Ihlara vadisi kiliselerindeki
süslemeler 6.yüzyılda başlayarak 13.yüzyılın sonuna kadar
devam etmiştir.Vadi boyunca yer alan kiliseler iki gruba
ayrılabilir. Ihlara'ya yakın olan kiliselerin duvar resimleri
Kapadokya sanatından uzak, doğu etkisi taşırlar. Belisırma
yakınında yer alanlar, Bizans tipi duvar resimleri ile
süslüdür. Ihlara Bölgesi'nde Bizans Dönemi'ne ait bilinen
kitabelerin sayısı oldukça azdır. Belisırma köyüne 500
m. uzaklıktaki Aziz Georgios (Kırkdamaltı) Kilisesi'nde
Selçuklu Sultanı II. Mesud (1282-1305) ve Bizans imparatoru
II. Andronikos'un adlarını içeren 13. yüzyıla ait fresk
üzerine yazılmış bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabe bölgeyi
ellerinde bulunduran Selçukluların hoşgörülü yönetiminin
varlığını kanıtlamaktadır. Ihlara Vadisi'nde yer alan
ve resimleri en iyi korunmuş olan kiliseler Ağaçaltı,
Pürenliseki, Kokar, Yılanlı ve Kırkdamaltı Kiliseleridir.
Önemli kiliseler Ihlara
vadisinden Belisırma vadisine kadar:
Eğritaş Kilise (Church with
Crooked Stone)
Kokar Kilise (Church of
Sweet Smell)
Pürenli Seki Kilisesi (Church
with the Terrace)
Ağaçaltı Kilise (Church
under the Tree)
Sümbüllü Kilise (Hyacinth
Church)
Yılanlı Kilise (Church with
Snake)
Karagedik Kilise (Church
with Black Collar)
Kırk Damaltı Kilisesi (Church
of St. George)
Bahattin Kilise (Bahattin's
Granary Church)
Direkli Kilise (Pillard
Church)
Ala Kilise (Mottled Church) |
|
|
|